-Şoklara karşı nasıl hazır oluruz?


Levent AKBAY – 09.04.2026 Nasıl Bir EKONOMİ Gazetesi / ‘Reel Ekonomi’

Reel Sektör Masası Köşesi

Şoklara karşı nasıl hazır oluruz?

Reel sektörün gündemi ‘üretim’ üzerine kurulu. Koşullar ne olursa olsun üretmek, ‘dur, durak’ bilmeden üretmek, sonra da satmak. Ancak bizim coğrafyamızda, bizim koşullarımızda, şu ya da bu nedenle bu iş öyle göründüğü kadarıyla kolay olmuyor.

———–

Dün başka bir şey vardı, bugün savaş oldu, yarın muhtemelen başka bir şey olacak. Eğer yeterince dirençli olamıyorsanız, yaşanması kesin şoklar, süreci kesintiye uğratıyor. Haliyle bu koşullardan beslenen deneyim üzerine deneyim yoruyor! Üstelik bu şoklar bazen içeriden, bazen dışarıdan kaynaklanıyor.

Bugüne dönecek olursak; ne dersiniz, fırtına dindi mi? Sanki en azından 15 günlük bir zaman kazanılmış gibi. Bu süreçte daha sakin bir kafayla bir hasar tespiti yapılıp, bazı önlemler alınabilir mi?

Bu fırtına en çok nereyi vurdu? Herhalde ham petrol krizi nedeniyle akaryakıt fiyatları yoluyla ortaya çıkan hasar ilk sırada olmalı. Dolayısıyla cepten gidenler bir yana, fiyat istikrarı yara aldı. Muhtemelen enflasyonda düşüş durdu. Tersine geçici de olsa bir yükseliş şaşırtıcı olmayacak.

Reel sektörün enflasyon dışında ikinci beklentisi olan faizlerde düşüş de durdu. Üstü örtülü faiz artışı yaşandı.

En büyük zararı büyük bir çabayla biriktirilen döviz rezervi gördü. Çeşitli kategorilerde izlenen rezervdeki düşüş, hemen her kesim tarafından farklı gerekçelerle yakından izlendi. Bu düşüş bir yandan da rezervin kalitesinin sorgulanmasına yol açtı.

Aslında kendimize güveniyorduk. Program otoritesi,  programın 2025’te kendiliğinden gelişen birçok şoka karşı dirençli olduğunu söylüyordu. Ukrayna savaşı olsun, Gazze’ye saldırı olsun, nisan ayında Trump’ın başlattığı tarife savaşı olsun. Program bu sınamalardan başarıyla çıkmıştı. Başka örnekler de var. İçerde kuraklık olsun, zirai don olsun… Bunlara rağmen ‘program’ sonuç veriyordu.  Özetle “Baştan ‘yok’ denilse de enflasyonla mücadele için “entegre, çok boyutlu, birbiriyle tutarlı olan bir program” uygulanıyordu. “Var ama başarılı olamaz.” hatta “Bu program sıcak paraya dayanıyor.”  denilmesi de durumu değiştirmiyordu. Program otoritesine göre; “Ortada bir program var ve tüm olumsuz gelişmelere karşın sonuç üretiyor. Üretmeye de devam edecek.“

Gerçekten de enflasyon ve faizler düşüyordu, bütçe deprem harcamalarına rağmen kontrol altındaydı, borçluluk makul sınırlar içinde, cari açık düşüşteydi. İhracatta dengeli artış sürüyor, ithalat artışı ise dizginlenmiş bir şekilde seyrediyordu. Program yavaş da olsa çalışıyor, yavaş da olsa doğru istikamette seyrediyordu.

Ancak bu tabloyu savaş değil, sıçrayan petrol fiyatları değiştirdi. Petrol fiyatlarındaki artış ekonomiyi sarsarak hedefleri tehlikeye attı. Kuşkusuz savaşın süresinden olumsuz etkilenen beklentiler de bozulmaya başladı. Beklentilerin düzelmesi için de belirsizliklerin azalması, güvenin artması, zaman geçmesi gerekecekti.

Daha kötüsü olabilir miydi? Olabilirdi. Bir kere ekonomi ‘Program’ nedeniyle hassas takip altındaydı. Savaşa, savaşın olumsuz etkilerine ekonomi politikası açısından daha gevşek bir yönetim sırasında da yakalanabilirdik. Enflasyon açısından önemli bir eşikte, aynı şekilde rezervler açısından tarihi bir yükseklikte yakalanmak da bir şans olarak değerlendirilebilir. Tersi de olabilirdi. Faizler yükseliyorken, KKM biriktirirken ya da swap’larla uğraşırken bir şokla karşılaşabilirdik.

28 Şubat’tan sonra alınan önlemlere baktığımızda neler görüyoruz? Petrol şokunun tüketici fiyatlarındaki artışını sönümlemek için fiyatlama sisteminde geçici bir değişiklik yapıldı.

Turizm sektörünün desteklenmesi için kefalet desteğiyle turizm ve ihracat yapan sektörlere yönelik 120 milyar lira tutarında ilave kredi paketi oluşturuldu. Bu kapsamda, turizm işletmeleri için 60 milyar lira, ihracatçılar için 42 milyar lira ve katılım finans alanında 18 milyar lira limit tanımlandı. Bu yolla söz konusu paketlerle finansmana erişimde oluşabilecek olası daralmanın önüne geçilerek, reel sektörün işletme sermayesi döngüsünün korunması amaçlandı.

Dünya Bankası’ndan 1,6 milyar dolarlık demiryolu geçişi için yatırım kredisi sağlanması. KOBİ’lerin  uzun vadeli ve uygun koşullu finansmana erişimi için 1,5 milyar avro tutarında kaynak sağlanması da yine reel sektörün parasal sıkışıklıkların aşılmasına yönelik adımlar arasında yer aldı. Bu kadar.

Program otoritesi bu sürecin tüm aktörler tarafından rasyonel bir şekilde yönetilmesi tavsiyesinde bulunarak, mali disiplinden taviz verilmeyeceğine dikkat çekmeye devam etti.

Sonuçta petrol fiyatlarındaki şok artışın etkilerini yaşayana kadar programın sınanması istikrar için yeterli olmadı. Demek ki yumuşak karnımız olan enerji fiyatlarındaki artışları dikkate alarak ve her zaman bir büyük şok yaşayacakmış gibi yarına hazırlanmak zorundayız.