Normalleşmeden ne anlıyoruz?


Levent AKBAY – 16.04.2026 Nasıl Bir EKONOMİ Gazetesi / ‘Reel Ekonomi’

Reel Sektör Masası Köşesi

Normalleşmeden ne anlıyoruz?

Aslında bir soru da sormakta fayda var: ‘Program’ın petrol fiyatlarında yaşanan bu ölçüsüz artışı bir risk unsuru olarak dikkate aldığını varsayalım. Bu riski bertaraf etmek için önlemler içerdiğini düşünelim. Petrol fiyatlarının bu kadar yüksekte kalacağı bir süreç yaşanacağı varsayarak alınan önlemler neler olabilirdi? Böyle bir araç bulunabilir miydi? 

———–

Hiç de kolay olmayacak bir şekilde ‘normalleşmeye’ çalışıyoruz. Yıllardır çeşitli kesimlerin özverisi üzerine inşa edilen ‘Program’ hedeflerini tutturmaktan uzağa düştük. Henüz taşlar yerine oturmadığı için ‘yeni başlangıç’ın ne zaman ve nasıl yapılacağını bilmiyoruz. Öncelikle şu küresel krizin bittiğinden emin olmalıyız.

‘Jeopolitik’ olarak ifade edilen son şok, anlaşıldığı kadarıyla gerçekleşmesi mümkün olmayacak kadar sürpriz olarak kabul edilmiş.

Aslında hiç düşünülmemiş değil. Çünkü Program’ın özellikle 2025’te savaş dahil birçok sınamadan geçtiği tekraren söyleniyordu. Diğer sınamalar bir yana ‘Program’ın İsrail ile İran arasında Haziran 2025’te patlak veren ve 12 gün süren çatışmadan olumsuz etkilenmemesi de önemli bir performans olarak görülüyordu. Bütün bunları atlatan bir uygulamanın tökezlemesi herhalde mümkün olmazdı!

Ancak gözden kaçmaması gereken bir husus var. Temmuz 2025’te, 12 günlük savaşta ham petrol fiyatlarında herhangi bir değişiklik olmadı ve o günlerde ham petrol fiyatları 70 doları aşmadı. Buna karşın 40 günlük savaşın ardından ateşkesin yapıldığı 8 Nisan’da petrol fiyatı 113 dolardan döndü.

Özetle, fark eden petrol fiyatlarındaki sıçrayış oldu. Hürmüz’ün kapanması ve abluka tehdidi diri tutarken, moda deyişle tedarik zincirinin bozulmasının etkilerini herkes gibi biz de yaşıyoruz. Fazladan bir de 50 milyar dolara yakın bir paranın hızlıca rezervden çıkıp evine dönmesini yaşadık.

Şimdi enflasyon tekrar yükselecek, büyüme yavaşlayacak. Taraflar henüz anlaşmış olmadıkları için belirsizlik de sürmeye devam edecek.

Program otoritesinin böylesine bir jeopolitik riski öngörse bile, savaşın böylesine bir sonuç yaratabileceğini öngörmediğini düşünüyoruz. Çünkü birinci ağızdan yapılan yorumlara göre 27 Şubat’ta her şey kontrol altındaydı, her şey yolunda gidiyordu. Herhalde savaş olsa bile bu kadar ‘akıl dışı’ bir gelişme bir süreliğine de olsa kalıcı olamazdı.

Aslında bir soru da sormakta fayda var: ‘Program’ın petrol fiyatlarında yaşanan bu ölçüsüz artışı bir risk unsuru olarak dikkate aldığını varsayalım. Bu riski bertaraf etmek için önlemler içerdiğini düşünelim. Petrol fiyatlarının bu kadar yüksekte kalacağı bir süreç yaşanacağı varsayarak alınan önlemler neler olabilirdi? Böyle bir araç bulunabilir miydi?

Böyle bir durumda öncelikle ithalat faturası, fiyat yüksek kaldıkça sonra dış açık ve ardından cari açık artacaktı. Subvanse edilemeyeceğine göre artan fatura tüketicilere yansıyacaktı. Sonuçta enflasyon ve haliyle faizler artacaktı. Petrol fiyatları yukarıda kaldıkça belirsizlik ve güvensizlik aynı şekilde içeriye de yansıyacaktı.

Aslında bu soruya verilecek yanıt bizim normalleşmeden ne beklediğimizi de netleştirecektir. Uzun yıllardır bizim normalleşme diye kabul ettiğimiz, küresel piyasalardan borçlanma yeteneğinin korunması olsa gerek. Küresel piyasalarda dengeler oturmuş olacak, içeride faiz, enflasyon ve döviz arasında öngörülebilir bir ilişki olacak, biz de borçlanarak rezerv biriktirecek, bunu olabildiğince cari açık riski yaratmayacak sınırlar içinde tutacağız. Böylelikle bir yandan AB kriterlerinin içinde kalırken diğer yandan da ılımlı büyüme ile kendimizi geliştirmeye çalışacağız.

Ancak bizim çocukların başına gelen bugünün normalini geçmiştekilerden farklı kılıyor. Çok kısaca anlatmak gerekirse bizim çocuklar 15-20 yıllık mühendislik birikimleri ile günün teknolojisine uygun bir yatırım yapmaya çalıştılar. Küresel şirketlerle iş birliği yaptılar, vize almakta zorlansalar bile uluslararası fuarlara katıldılar, sektörlerinin ilk üretimlerini yaptılar, ilk ihracatlarını başardılar. Çok paraları yoktu ama organize sanayi bölgelerinde yatırıma bile geçtiler. Ortaklıklar kurdular.

Yatırım konuları günün ve hatta geleceğin ruhuna uygundu. Yeşildi, temizdi, sürdürülebilirdi. Dövizde, faizde bildik sıkıntıları atlattılar. Herkes gibi finansmana uzak kaldılar. Ancak yeni siparişler de aldılar. Her türlü, giderek deneyim kazandılar.

Ancak bu hikayenin sonu hiç de mutlu bitmedi. Bu kadar yıl sonra aniden durdular ve üretimden çekildiler. Çünkü onların şu kadar paraya mal ettiklerini Çin içeride gazoz kapağı parasına satıyordu.

Sonuç olarak ayakta kalmak mümkün değildi. 40’lı yaşlardaki bu mühendisler iş bulmak için ilgili kuruma adlarını yazdırmazlarsa işsizler arasına bile giremeyecekler.

28 Şubat öncesinde ‘yakıcı’ olan bu sorunun çeşitli sektörlerdeki birçok üründe yaşandığını, bugünün jeopolitik şoku atlatıldığında da can yakmaya devam edeceğini biliyoruz.

Bu nedenlerle bizim değiştirmek zorunda olduğumuz normalimiz, ‘Program’ın hedeflediği gibi borçlanmayı başaran değil, yapısal bir değişikliği içerecek şekilde üretimi başaran normalleşme olmalı.